DİĞER KATEGORİLER

TARİKATLAR VE CEMAATLAR

TARİKATLAR VE CEMAATLAR- Mustafa KAPLAN- Yeni Meram Gazetesi

İSLAM OYUNLARI 6

Son günlerde İsmailağa cemaati-tarikatı şeyhi Mahmut Efendinin vefatından sonra cemaat içindeki iki kişinin basına yansıyan tartışması sonrasında cemaatlar ve tarikatlar yine gündem oldu. O halde konuya bir bakalım. Tarikatlar, Allah’a yakın olmak onu zikretmek olarak özetlenebilecek olan tasavvufun bir grup-kitle olarak yapılmasını gaye edinen topluluklara verilen addır. İslam tarikatlarının kökeni Hz. Ebubekir’e kadar dayandırılır. Nakşilik, Kadirilik, Rufailik v.s gibi çeşitleri vardır. Esasen bunların hepsinin bir kökten geldiği zaman içinde şeyhler kökten ayrılarak kendi tarikatını oluşturduğu ve bu yeni cemaatin-tarikatın o şeyhin adı ile anıldığı söylenir. İslam devletlerinde hep var olagelmişlerdir. Osmanlı’da kurumsallaşmış olarak karşımıza çıkmaktadır. Meşihat makamı tarafından sıkı bir şekilde denetlenir. Osmanlı tarikat mensuplarına özellikle şeyhlerine saygı gösterirdi. Padişahlar arasında tarikat mensubu olanlar bile vardır. Mesela Fatih…Cumhuriyet kurulduktan sonra Devrim yasaları denen yasalar kapsamında çıkarılan tekke ve zaviyelerin kapatılmasına dair kanunla tarikatlar kapatılmıştır. Böylesi sosyal yapılar kapatılsa da yasaklansa da yok olmuyor. Yer altına inip faaliyetlerine devam ediyorlar. Türkiye’de de öyle olmuştur. Tarikatlar ve cemaatler gizli gizli çalışmalarını sürdürmüşlerdir. Hala da sürdürmektedirler. Bu bir sosyal olgudur. Sosyal olgular yasak dinlemiyor. Özellikle İnönü döneminde dine ve dindarlara yapılan baskı sonucu halk normal yollardan dinini öğrenemeyince bu kurumlara daha çok ihtiyaç duymuştur. Yasak olmasına rağmen büyümüşler, gelişmişlerdir. Ancak kontrol edilmediklerinden bazı tarikatlarda ve cemaatlerde birtakım din dışı iş ve işlemler görülmektedir. Sapık ve sapkın şeyhler, adeta holding haline gelmiş tarikatlar ve cemaat yapıları, babadan oğla damada toruna geçen şeyhlik-liderlik, adeta şirk noktasına varan kutsallaştırılan şeyhler, sömürü çarkları, siyasete bulaşmalar gibi olumsuzluklar tespit edilmekte ve basına yansımaktadır. Siyasiler en yandaşından en karşıtına kadar hepsi bir biçimde oy kaygısı ile bunlara sürekli yakın olmaya çalışırlar ve taviz verirler. Ülkemizde çok partili hayata geçtikten sonra da böyle olmuştur. Geçmişte ehl-i tarık olan başbakanlar bile olmuştur. Bunlar Türk siyasetinde önemli kişilerdir. Ben dinimi yaşamaya çalışan sade bir Müslümanım. Hiç tarikat veya cemaat mensubu olmadım. Ancak düzgün işleyen tarikatlarında olduğu söyleniyor. O halde bunlar yaşıyorlar yani bu toplumun içindeler, varlar. O zaman nasıl yapılacaksa siyasi uzlaşı içinde bir yolu bulunarak bunların legal ve illegal yapıları sıkı bir şekilde denetlenmelidir. Aksi halde yeni Fetö benzeri olayları yaşamamız mümkündür.