DİĞER KATEGORİLER

SORUN!.. SORUN NEREDE

SORUN!.. SORUN NEREDE- Behçet BÜYÜKGÖKMEN- Yeni Meram Gazetesi

İSLAM OYUNLARI 6

Başlıktaki cümleye dikkat etmişsinizdir. Basit bir cümlede. "Sorun" sözcüğünün ne kadar farklı anlamlar için kullanılabildiğini görüyorsunuz.
Sorun.. Emir kipiyle haydi sor, muhatabınıza sorun, bana sorabilirsiniz… gibi anlamda kullanılabilir.
Aynı sözcük bir cümle içinde mesele nedir? Nerededir? Anlamlarında da kullanılabiliyor.
Elbette ben bir dilbilimci değilim. Buraya neden takıldın diye sorarsanız(!) özellikle çeviri eserler üzerinden ahkam kesen arkadaşlara belki dil ve çeviri konusunda pervasız bir cüret içinde olmamaları gerektiğini anlatabilirim diye düşündüm.
Hele hele konu Kur'an çevirileri yani mealler olunca durum daha da vahim bir boyuta ulaşıyor ve özellikle bu konudaki tedirgin edici cüret büyük sorunları beraberinde getiriyor. Aman dikkat diyelim.
**
Bugünlerde herkesin dilinde bir ekonomik sorun lafıdır dolaşıyor.
Benim gibi herhalde cahil kategorisine girebilen zavallılar, abi tatil beldeleri dolu, lokantalar, lüks restoranlar dolu, alışveriş merkezleri dolu, teyyareler dolu, sıfır kilometre araçlarda üç aylık, altı aylık sıra yazıyorlar vs. vs. diyerek sorun nerede? Sorusunu sormadan edemiyorlar. Özellikle muhalifler bu tür cümleleri kurmaktan ve kuranlardan pek haz etmiyorlar. Kendilerince haklı gerekçeleri mutlaka vardır. Eğer bir diyalog ortamı varsa "ne yani her şey toz pembe mi? Ekonomide sorun yok mu?" sözlerine muhatap olur, maazallah iktidar yalakası olma suçunu da işlemiş sayılabilirsiniz.
Dert değil. Ağzı olan konuşur.
Elbette sorun nerede sorusunun benim kavlimce bir cevabı var.
Yani ilk elden ifade edeyim ki, bence de bir sorun var, hatta birden fazla sorun var.
Hayat pahalılığı, enflasyon, paranın değerinin düşmesi, doların alıp başını gitmesi … Bunlar değil sorun… Bunlar asıl sorunun tezahürleri. Demem o ki, daha büyük sorunlar var ve bunlar onun sadece bonusları..
Peki nedir asıl sorun.
İki kelimede topluyorum… ahlak ve adalet sorunu..
Toplumda büyük bir ahlak ve adalet sorunu var.
Az üretip çok tüketmek, hatta hiç üretmeden çok tüketmek büyük bir ahlaki sorundur.
Sözler verip asla yerine getirmemek büyük bir ahlaki sorundur.
Fırsatçılık yapmak büyük bir ahlaki sorundur.
Fırsat bu fırsat deyip yakaladığını tabiri caizse öpen esnaf, sanayici vs. büyük bir ahlaki sorundur.
Fırsat bu fırsat deyip bir yıl içinde kirayı dokuz kat artırmak isteyen mülk sahibi büyük bir ahlaki sorundur.
Şantajcı medya büyük bir ahlaki sorundur.
Mesaiden kaytaran işçi memur büyük bir ahlaki sorundur.
Allah adına vaaz edip kendi uygulamayan vaiz büyük bir ahlaki sorundur.
Uzatmamayım…
Oldukça varlıklı bir arkadaşla sohbet ederken elimde olmayarak ona sordum.
Bu dünyada sonsuza kadar kalacak mıyız?
“Yav dalga mı geçiyorsun, hepimiz ölümlüyüz, bu dünya hayatı çok kısa ve geçici” dedi.
Ben hiç oralı olmadan ikinci soruyu sordum.
Ölüp giderken bu dünyadaki malımızı yanımızda götürecek miyiz? Yani öbür tarafta bunlar lazım mı?
Arkadaşım biraz öfkelendi, “Yav hakkatten sen benimle dalga geçiyorsun, bilmez misin öbür tarafa sadece kefen ile gideceğiz, buradaki mal mülk orada işe yaramaz” dedi.
Başka sorum yok dedim.
Benim başka sorum yok ama, büyük bir adalet sorunumuz olduğu muhakkak.
Adalet derken yargı sisteminden bahsetmiyorum. Nimet külfet dağılımındaki adaletsizlikten söz ediyorum.
Yargı sisteminde sorunlar olması bu büyük nimet külfet adaletsizliği yanında çerez kalır.
Bu alan elbette devletin el atması gereken alandır. Ve ne yazık ki bu alanda tablo hiç de iç açıcı değildir.
Üstadın," Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul. Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul" dizelerinde anlamını bulan acı gerçek budur.
Yıllardır mandacı ekonomistler tarafından adeta iman konusu, kutsal buyruk gibi sunulan liberal politikalar işte tam da bunu gerçekleştirirler. Yıllardır olduğu gibi. Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bir de özelleştirme furyası ile milletin bütün birikimleri satılır, kamucu politikalar için devletin elinde enstrüman kalmazsa bugün olan neyse o olur. İstediğiniz kadar iyi niyetli bir yönetici olun fark etmez. Rahmetli Erbakan Hoca'nın tabiriyle şampanyacı holdingler, küresel sermayenin taşeronu bankalar karlarına kar katarken siz faturayı dar gelirli halka kesersiniz. Faizi artırır, ücretleri kısar, dolaylı vergileri koyarsınız. Başka çareniz de yoktur. Ortodoks ekonomi politikalarının emri de budur zaten.
Ben en azından kendi adıma DonKişot olmayı göze alarak vahşi kapitalizmi, onun zamanımızdaki zalim çocuğu neo liberalizmi ve bunların arsız politikalarını reddediyorum.
**
Tarihimizin en acı olayının yaşandığı Muharrem ayındayız. Karşı devrimci Yezid taifesinin Hz. Hüseyin ve evlatlarını hunharca katlettiği Kerbela olayından bahsediyorum. Hüseyin canını feda edeceğini bile bile neden oradaydı, bunun çok iyi anlaşılması gerekir. Merhum Şeriati'nin diliyle söylemek istiyorum. "Küllü yevmin aşura, küllü arzın Kerbela"