DİĞER KATEGORİLER

LÂDİKLİ HACI AHMET AĞA

LÂDİKLİ HACI AHMET AĞA- Yaşar BARIŞIK- Yeni Meram Gazetesi

İSLAM OYUNLARI 6

Lâdikli Hacı Ahmet Ağa 1887 yılında Sarayönü Lâdik kasabasında dünyaya geldi. Küçük yaşlarından itibaren çiftçilik ve çobanlıkla uğraştı. Bu yüzden ona Lâdik’te çoban Ahmet de denirdi. Osmanlının buhranlı günlerinde iki ağabeyi ile birlikte cepheye sevk edildi. Cepheden cepheye koştu. Çatalca, Makedonya, Arnavutluk ve Bulgaristan savaşlarına katıldı. Balkan harbine iştirak etti. Ahmet ağa birinci cihan harbinde yine cephededir. Çanakkale savaşlarına katıldı. Ağabeyinin birisi Çanakkale’de diğeri de Kırk Gazilerde şehit oldular. Burada ikinci defa yaralandı. Düşmana karşı Hicaz savunmasında Arabistan çöllerinde savaştı. Kanal Harekatı’nda üçüncü defa yaralandı. Askerlik hayatı yirmi beş yılı aşan Ahmet ağa bir “Gazi Veli” idi.

Bu manevi haline de Hicaz savunmasında aldığı bir yara ile ulaştı. Hacı Ahmet ağa, Kanal harekatını ve yaralanışını bizzat şöyle anlatır: “Filistin’in Gazze şehri civarında İngilizlerle harp ederken, mensup olduğum birlik pusuya düşürülmüş ve birliğin tamamı makineli tüfeklerle taranmıştı. Askerlerin çoğu şehit düşmüş, bir kısmı da yaralanmıştı. Bende yaralılar arasındaydım. Yaralı arkadaşlar tek tek vurularak üzerime düşerek şahadet şerbetini içtiler, ben bayılmıştım. Şehit arkadaşlarımın arasında sızlayan yaralarımdan kanlar akarken, o çöl sıcaklığında kavrulan kumlar üzerinde ciğerim susuzluktan yanıyordu. Yakın civarımda kuş uçmuyordu. Bütün ümitlerin tükendiği bir andı. Artık, gönlümce Mevlâ’ya yönelmiş, şehit olarak kendisine kavuşma anını bekliyordum. Bulunduğumuz mevki asıl karargahımıza üç günlük mesafede idi. Bu arada bir canlı yoktu. Bir yardım ve kurtuluş ümidi de kalmamıştı. Ben böyle baygın vaziyette iken, sabaha karşı üzerimize yağmur çiselemiş ve bununla biraz kendime gelmiştim. Ümitlerin tükendiği o anda, nihayetsiz kerem sahibi Yüce Mevlâ’mızın kudret ve vefa eli yetişti ve bizi kurtarıp Hakk’a vasıl eden kapıları bir yudum su ile sunuverdi. Beyaz ata binmiş bir zat yaklaştı ve bana; “Es- selâmü aleyküm! Ahmet Ağa, yaralandın mı? Kalk yanıma gel dedi.

Doğrudan bana ismimi söyleyerek selam verince korkum kalmadı, başımı kaldırdım baktım ve: Kalkamıyorum, yaralıyım dedim. Kendisi atından indi ve benim yanıma geldi. Üzerime düşen şehit arkadaşlarımı üzerimden birer birer çekip kaldırdı. Susuzluktan yanıyordum. Ahmet sana su vereyim mi, dedi. Bana atının terkesinden su dolu bir matara verdi. Susuzluktan yanan bağrıma, taze hayat bahşeden, o aşk ve şifa suyunu kana kana içtim. Beni tutarak, mübarek ellerini sızlayan yaralarımın üzerinde gezdirirken, acılarım diniyor ve taze hayat buluyordum. Çölde içtiğim o su, beni başka aleme götürdü. Bana ne oldu ise; içtiğim o hayat ve aşk bahşeden sudan sonra oldu. İşte benim yanıma gelen, bana yardım edip beni çölden kurtaran o zat var ya, işte o bana çok şeyler öğretti. Beni çok yerlere ve şehirlere vazifeli götürdü.”
Hz. Hızır (a.s) bu. Hacı Ahmet Ağa, “ÜMMİ “ idi. Okuma yazması yoktu yani. Ama ariflerdendi. Bu sebeple cahillikle ümmiliği kesin çizgilerle birbirinden ayırmak gerekir. Zira hiçbir zaman Allah, cahil bir kimseyi kendisine dost edinmez. Dost edineceği kimseye, önce ilm-i ledüninden ilim verir ve onu hikmet sahibi yapar, sonra velâyet mertebesine yükseltir. İşte Ahmet ağada, böyle hikmet sahibi, müstesna şahsiyetlerden birisi idi. Kendisini çölden kurtaran atlının Hızır Aleyhisselâm olduğu ve sonradan kendisiyle sık sık görüştüğü bilinir. Hacı Ahmet Ağa, açık keramet izhar eder ve kendisine verilen manevi görevleri hiç çekinmeden anlatırdı. Bir gün ziyaretine bir grubun içlerinden birisi, Lâdik’e yaklaşırken, elini telefon gibi kulağına tutarak: “Ahmet ağa, haberin olsun, biz geliyoruz” gibi yarı şaka yarı ciddi bir laf etmiş. Hacı Ahmet Ağa, odasında bu ziyaretçilerine yemek ikram ederken şunları söyler. “Telefonu geç ettiniz, erken haber etseydiniz, daha hazırlıklı olurduk, kusura bakmayın” der..! Bu ve bunu gibi çok durumlara vakıf idi. Yine bir gün 3 arkadaş Konya’dan Lâdik’e Ahmet Ağayı ziyarete gitmek isterler. Ancak araçları dokuzun belinde arıza yapar. Araç geri döndüğünde araç çalışır. İki defa daha aynı yerde arıza yapar araçları. Üçüncü gidişlerinde kaza yaparlar ve içlerinden birisi ölür. Tekrar iki arkadaş yollara düşerler. Ahmet Ağayı dünya gözü ile görmek elini öpmek istemektedirler. Bu kez araç buradan hiç arıza yapmadan çıkar gider. Lâdik’e varırlar. Ahmet Ağanın odasına gelince onlar kapıyı çakmadan Ahmet Ağa kapıyı açar ve der ki onlara; “Ah oğlum ah, o arkadaşınız var ya, bana gelmek istediğiniz ve kazada ölen arkadaşınız, onun bu dünya gözü ile beni görmesi nasip değildi. Siz oraya gelince biz aracın anahtarını çekiveriyorduk, tabi araç stop ediyordu. Sizde bunu fark edemiyordunuz.” der. İşte böyle.


Bunun gibi çok daha yaşanılan olaylar vardır. Lâdikli Hacı Ahmet Ağa, rahatsızlığı nedeniyle bir süre kaldırıldığı Konya Millet (devlet) hastanesinde yattı. Taburcu olduktan sonra evine döndü. Mevlâ’ya kavuşma vaktinin geldiğini anlamış ve vasiyetlerini yaparak tevhit ve şahadetlerle “Allah Allah“ diyerek 8 Haziran 1969 yılında hasretini çektiği Mevlâ’sına kavuşmuştur. Bu esnada Hacda olan Osman Karabulut hocanın gasıl işlerini yapmasını istemesi üzerin oğlu baba o hacda değince gelecek o demiş. Cenazesine Sami efendide İstanbul’dan gelerek iştirak etmiştir. Gerçektende Osman Karabulut hoca cenazeye yetişmiş gasıl işini o yapmıştır. Kabir taşının bir yüzünde; Hüvel Baki Burada kibar-ı evliyadan Lâdikli Hacı Ahmet Ağa metfundur. Diğer yüzünde ise; Fazl-u irfan sahibiydi Hakikat hâdimi Züht-ü takva ile mamur olmuş idi batını, Nur içinde irtihal eyledi dâr-ı bekaya Fatiha diler ziyaret edenlerden kabrini. Yazılı idi. Sonra bu mezar taşı kaldırılarak bugün ki mezar taşı yapıldı.
Allah rahmet eylesin… Saygılarımla.
Not: Yaşanılan bu deprem nedeni ile o alanlardan gelen deprem madurlarına adına kurulan Lâdikli Ahmet Hüdai Kültür Eğitim ve Girişim Vakfı tarafından 51 adet ev açılmış olup burada kalan insanlara 1 yıl boyunca kirasız ve tüm ihtiyaçlarını karşılamak üzere hizmet verilmektedir. Emeği geçen herkese bu vesile ile gönülden teşekkür ederim..