DİĞER KATEGORİLER

İmam Şafiî'nin Kur’an bize yeter diyenlere karşı sünneti müdafaası

İmam Şafiî'nin Kur’an bize yeter diyenlere karşı sünneti müdafaası- Hüseyin TOPTAŞ- Yeni Meram Gazetesi

İSLAM OYUNLARI 6

“Şafii’nin çağında Sünnete hücum etmeye çalışanları Şafii “Cimau’l-İlm” adlı kitabında bunları üç sınıfa ayırır:
1- Sünneti toptan inkâr eden ve yalnız Kur’an’ın hüccet olduğunu ileri sürenler,
  2 - Ancak, aynı mânâda Kur'an âyeti bulunan Sünneti kabul edenler,
  3 - Mütevâtir olan Sünneti kabul eden ve mütevâtir olmayan Sünneti tanımayan kimseler. Mütevâtir diye, umûmun rivayet ettiği hadîs veya habere denir. Mütevâtir olmayan diye de özel şahısların rivayet ettiği hadîs veya habere denir.

Birinci ve ikinci sınıfa dâhil olanlar Sünneti tamamen yıkmakta ve onu kendi başına bir delil olarak tanımamaktadırlar. Şafii, birinci sınıfa dâhil olanların sözüne göre hareket etmenin çok tehlikeli bir şey olduğunu, çünkü bu durumda, bizim namazı, zekâtı, haccı, Kur'an'da kısaca zikredilen ve sünnet tarafından açıklanan diğer farzları anlayamayacağımızı, bunların ancak basit olarak lügat manasına göre değerlendirebileceğimizi söyler. Buna göre namaz veya zekat adı verilebilecek pek az bir şey farz kılınmış olur. Meselâ, birisi günde iki rek'at namaz kılıp, Allah'ın Kitabında olmayan bir şey bana farz kılınmamıştır, dese ne lâzım gelir? Böyle bir anlayış, namazları, zekatları ve haccı ortadan kaldırmak demektir.
Şafii, birinci sınıfa dâhil olanlar için söylenilenlerin, ikinci sınıfa dâhil olanlar için de söylenebileceğini beyan etmiştir.
Üçüncü sınıfa gelince, bunlar: Ahad haber (hadis)le istidlali inkâr etmektedirler. Şafiî bunların görüşünü de köklü ve sağlam delillere dayanarak reddetmiştir. O, Peygamber (sav)’in İslam’a davet için tebliğleri tevatür derecesine ulaşmayacak miktarda elçiler gönderdiğini beyan etmiştir. Eğer tevatür zaruri olsaydı Peygamber (sav) bunlarla iktifa etmezdi. Çünkü İslam’a davet için kendilerine elçi gönderilenler bu elçileri tevatür ifade etmediği iddiasıyla reddedebilirlerdi. Şafii, ayrıca mal, can ve kanla ilgili davalarda iki kişinin şahitliği tevatür derecesine ulaşmayan bir haber olduğu halde şeriat bu habere göre karar vermektedir. Üçüncü olarak, Şafii, Peygamber (sav)’in kendisinden hadis işitenlere bir kişi bile olsa duyduğu şeyi nakletmeleri için izin verişini delil olarak beyan etmiştir.
Her üç sınıfa dahil olan kimseler; hadisi yıkmak ve onu kabul etmemek cihetine gitmişlerdir. Aslında bunlar, İslam’ı yıkmak, Kur’an’ı bozmak veya Kur’an manaları ile oynamak isteyen, fakat buna imkan bulamayınca, hiç olmazsa, Kur’an’ın bir açıklaması olan Sünneti ondan ayırmak ümidine kapılan kimselerdir. Onlar, Kur’an’ı açıklayan Sünneti Kur’an’dan ayırmakla Kur’an’ın manalarını tahrif ve hükümleriyle oynamak imkanına kavuşmak ve bu suretle de kolayca İslam’ı temelden yıkmak istemişlerdir.” (Prof. Dr.M. Ebu Zehra, çev. Doç.Dr. Abdulkadir Şener, Mezhepler Tarihi, s.339)
İslam’ı yeniden keşfetmeliyiz

İslam dünyasının sahip olduğu zenginliklerine rağmen potansiyelini değerlendirememesi, ilimde, fende, sanayide geri kalması, aynı inanca sahip oldukları halde bitmeyen iç savaşlar ve akan yaşlarının son bulması, yönetim kademelerinde bulunanların büyük kısmının emperyalist güçlerin kuklası olması Müslümanlar adına utanç verici bir durumdur. Bilge lider Edibali problemlerin çözümü ve insanlığın muhtaç olduğu İslam mesajının tüm insanlığa ulaşması için yaptığı İslam Rönesans’ı çağrısını hayata geçirmek eylem ve kararlılığında olmak gerekmektedir.
"Türkiye'nin, İslam dünyasının sıkıntılarının, problemlerinin ve geriliklerinin arkasında yatan bir temel sebep bulunuyor. Sözün özü şu: Eğer biz yeniden İslam'ı keşfedip inanmaz ve İslâmî kendimize rehber kılamazsak sıkıntılarımız azalmayacak, artacak. Dünya hayatında müslümanların geri ülkeler katarında bulunması inkâr edemeyeceğimiz bir ayıbımızdır. Bu ayıpla Allah'tan bize yardım etmesini nasıl isteyebileceğiz? Allah’ın Resul’ünden nasıl şefaat umabileceğiz? Yeniden Müslüman olmaya ve İslam’ı keşfe karar verdiğimizde ilme, ahlâka, tekniğe, yardımlaşmaya, hayra, barışa, adalete, kardeşliğe, Allah rızasına koşacağız. Hayatımıza anlam gelecek. Hurafe, taassup, cehalet, gerilik, fakirlik ve acz kalkacak. Medeniyetimiz, toplumumuz uyanacak.” (Aykut EDİBALİ, Kur'an'ın Aksiyon Öğretisi, s. 27)
Kur’an’ı anlamak ve yaşamak temenni ve duası ile…